Referanduma EVET

Takvim

Saat

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 3 ziyaretçi çevrimiçi

Anketler

12 Eylül'de yapılacak olan referandumda oyunuzu hangisi için kullanacaksınız?
 

Duyuru


- sizin yaziniz sizin yorumunuz

Üye Giriş Formu



Hava Durumu

Döviz Bilgileri

- Alış 1.4994 TL
- Satış 1.5066 TL
- Alış 1.9241 TL
- Satış 1.9334 TL

Sayaç

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün11
mod_vvisit_counterBu Ay670
mod_vvisit_counterToplam69872
Web Bağlantıları
Hepimiz Trabzonlu Kamyoncularız İnşallah PDF Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Turan Alkan   
Pazar, 06 Haziran 2010 16:04

"Ben Ardahan'ın bir dağ köyünde doğdum, çocukluğum orada geçti." diye başlıyor Nevin öğretmen, fukaralık yüzünden ailelerin, kızlarını ortaokul veya lisede okutamadığını anlatıyor.
"Fakir olmamıza rağmen babam okumamı çok istedi; diğer şehirlerdeki akrabalarımı yokladıysa da kimse yanaşmadı beni yanlarına alıp okutmaya. Yakın bir ildeki parasız yatılı imtihanlarını kazanmama o yüzden benden çok sevindi babam. İzinlerde geldiğim köyümüzden okullar açılırken ayrılırdım. Böylece 6 sene her tatilde Ardahan'a gelir, köyde anneme yardım ederdim. Okullar açıldığında ise babamla birlikte sabaha karşı 3'te kalkıp yürüyerek köyden 1,5 km uzaktaki ana yola inerdik. Hele yarıyıl dönüşlerinde kar o kadar çok yağmış olurdu ki, babam beni sırtına almak zorunda kalırdı. O yıllarda babamın bineceğim arabayı seçmek için bazen saatler harcaması bana o günlerde çok anlamsız geliyordu, ta ki gerçeği öğrenene kadar...

Bizim oralarda komşu ile dolmuş olmadığı için babam beni genellikle yük kamyonlarına bindirirdi ama ben köydeki insanların benimle ilgili dedikodularını duyar, geceleri gizli gizli ağlardım. Babam beni, yani öz kızını satıyormuş! Köylüler öyle diyordu. Çocuk aklımla babamın beni, hikâyelerde okuduğu köleler gibi satacağını düşünürdüm. Babam yoldan geçen her kamyonu durdurur, şöförleriyle kısa bir konuşma yaptıktan sonra bineceğim kamyonla ilgili bir karar verirdi. Uzaktan bunu görenler, demek ki babamın şöförlerle pazarlık yaptığını düşünüyordu.

Bindiğim kamyonların şoförleri -babamın kimbilir ne zahmetle kazanıp bir kısmını avcuma sıkıştırdığı- paramı harcatmazlar, yedikleri lokantada kendi yediklerinden fazlasını ısmarlar, yan koltukta uyuduğumda paltolarını üstüme örter, bazen de çaktırmadan cebime harçlık koyarlardı.

Ben babamın ne yaptığını, neden o şehre giden her arabaya beni bindirmediğini çok sonradan öğrendim; öğrendikten sonra da köylülerin bizi suçladığı şeyle ilgili üzüntüm daha da arttı. Yıllar böyle geçti. Okudum, öğretmen oldum. Evlendim, üç çocuk yetiştirdim. Beni yoksulluğa ve iftiraya rağmen okutan babam artık yaşamıyor, Allah mekânını cennet etsin sevgili babamın...

O kadar erkenden kalkıp saatlerce kış kıyamette araba beklerken babam şoförlere nereli olduklarını soruyordu; 'Trabzonluyum' cevabını alana kadar beni hiçbir kamyoncuya teslim etmiyordu. 'Niçin?' diye sordum, 'Kızım' dedi, 'Trabzonlular güvenilir ve ahlâklı insanlardır. Seni onlara teslim ettiğimde gözüm arkada kalmıyor!'

Şimdi oğlum yurtdışında yaşıyor. Oğlumu yolcu ederken pistin ufkuna uzun uzun bakıyor ve onu teslim edebileceğim bir Trabzonlu kamyoncuyu boş yere arıyor gözlerim..."

Anlatılan hikâye değil hakikat. Aziz dostum ve kardeşim Harun Çelik'in hazırladığı "Kuzeyli Yazılar" adlı derleme kitabının ilk yazısı, "Trabzonlu kamyoncular nerdesiniz?"

Kuzeyli Yazılar, Trabzon'a ve Trabzonspor'a dair bir derleme çalışması. Anekdot yayınları arasında çıktı. İçinde, bir kısmı Trabzonlu olmayan 200'e yakın isimden benzer anekdot ve hatıralar yer alıyor. Sevimli, bir hamlede okunuveren ve insanın zihninde, dimağında güzel tatlar bırakan bir kitap. Emeği geçen herkesin eline sağlık.

Gelelim işin "kıssa" faslına; benim bu yaşanmış hikâyeden anladığım şudur: Hayat, istisnasız herkese bir "Trabzonlu kamyoncu" olmak vazifesi yükler ve başarılı olmak için ise Trabzonlu olmak şart değildir, insan olmak kâfidir.

Ey emânete hıyânet etmeyen, helâl süt emmiş, insan evlâdı o kamyoncu, şoför abilerim, ehl-i ırz büyüklerim; bu milletin mayasına duyduğum inancı tazelediğiniz için herbirinizin ellerinden hasretle öperim. Yaşıyorsanız Allah işinizi âsân kılsın; öldüyseniz âhirette Efendimiz Resûl-i Ekrem'e komşu olursunuz inşallah!

Not: Bu yazı Ahmet Turan Alkan'ın Zaman Gazetesindeki köşesinden alınmıştır.

 
NÂR-İ YÂR PDF Yazdır E-posta
Yazar Gülnaz Eliaçık   
Pazartesi, 05 Nisan 2010 20:58

Mısır’ın fetih günlerinde bir aşk kokusu peydah oluyor havada. Fethedilen ülkede, Yavuz Sultan Selim’in otağına kurulan, diğerlerinden pek bir farkı olmayan, dört direği toprağa dayanan bir çadırın içinde, Mısırlı, garip bir cariyenin gönlünde.

Nice zaferler kazanmış bir cihan padişahı da sevebilir miydi sahi? Gönlü siz ya da ben gibi çarpabilir miydi? Çarpıyordu işte, çarpacaktı belki de… Garip bir cariye gönlünü yerle yeksan etmeye yetecekti, umutlar tüketecekti kendi içinde,

Pazartesi, 05 Nisan 2010 21:03 tarihinde güncellendi
 
Merhaba Yağmur Yüreklim.... PDF Yazdır E-posta
Yazar Emine Erdem   
Pazartesi, 18 Ocak 2010 00:44

Günler geçti sen burdan gideli... Sanki hiç olmamış seni hiç tanımamışım gibi...

Belki acıdır bunu söyleten belki kırgınlık bilmiyorum... Bildiğim tek şey, ne varsın bende ne de yoksun.

Öylece duruyorum...

Belki kırgınlıktı acıtmayan belki bu duruma

Pazartesi, 18 Ocak 2010 00:47 tarihinde güncellendi
 
Yazgının Söylediği PDF Yazdır E-posta
Yazar Leyla Karaca   
Cuma, 15 Ocak 2010 22:01

Üsküdar sahilinde su gibi akan neşeli adımlara bitiştirdi adımlarını. Gün, aydınlık tahtını ışıltılı bir geceye bırakırken renklerin sarmaş dolaş olduğu denize değdirdi bakışlarını. Güneş, ufukta küçülerek kaybolurken ayın yüceldiğini izledi bir süre. Turkuaz dalgaların arasında elmas bir iksir şişesi gibi salınan Kızkulesi’nin aydınlattığı koyda durakladı. Durgun suda eğleşen

Cuma, 15 Ocak 2010 22:18 tarihinde güncellendi
 
Hani PDF Yazdır E-posta
Yazar Emrah Demir   
Cuma, 15 Ocak 2010 20:53

Hani gözler arar ya dostlarını,

Hani eller kalır ya boşlukta,

Hani diller söyler ya gurbeti,

Kalemler kanla yazar hasreti.

İşte o an ben gelirim hatrına.

Hani bayramlar geçer ya tenhaca,

Cuma, 15 Ocak 2010 20:55 tarihinde güncellendi
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 11