| Osman Can'a İnanmayan Sabih Kanadoğlu'nun İçtihatlarına Baksın |
|
|
|
| Yazar Zeynep Şimal | |||
| Salı, 22 Haziran 2010 01:03 | |||
|
Anayasa Mahkemesi Raportörü ve aynı zamanda YARSAV‘a karşı kurduğu Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı. İlk kez Ak Partiye açılan kapatma davası ve türban kararlarının raportörü olarak tanıdık ülke olarak. Hazırladığı raporlarda Ak Parti’nin kapatılmaması ve türban kararının iptalini savunmuştu. Bu çıkışıyla önce Gülenci olduğu düşünülen, yapılan araştırmalar sonucunda Ak Parti etiketinin daha güzel durduğu kanısına varılarak yandaş hukukçu olarak isimlendirilmişti. Osman Can yargının içerisinde ki “farklı” duruşuyla dikkatleri üzerine çekti. Bu genç hukukçunun karşına yılların tecrübesi, 367 krizinin mimarı Sabih Kanadoğlu çıkarılmış, canlı yayında “tarihi ders” olarak nitelendirilen olay yaşanmıştı. Asıl bombayı ise Anayasa Mahkemesinin vereceği karar öncesi yaptığı açıklamayla patlattı. “Anayasa Mahkemesi eğer Anayasa dışına çıkarsa kararları yok sayılır” dedi ve bir anda ezberleri bozdu. Osman Can Yıldıray Oğur’a verdiği röportajda söylediği sözü su şekilde açıklıyordu. “Anayasa Mahkemesi’nin kendisine yasaklanmış olan alana müdahale etmek suretiyle, açık ve ağır bir Anayasa ihlali gerçekleştirmesi durumunda, Parlamento’nun ve siyasal karar mekanizmalarının buna hukuksal geçerlilik kazandırmaksızın, referandum sürecini devam ettirmesiydi. Meclis, toplumun kendisine emanet ettiği hukuka ve demokrasiye sahip çıkarak referandum sürecini sürdürmelidir. Yani yargı organının yargısal işlevin dışına çıkarak siyasal bir pozisyon alması durumunda Meclis, Anayasa’yı korumak zorundadır. Anayasa Mahkemesi kendisine Anayasa tarafından tayin edilmiş çerçeve dışına çıkması durumunda, hukuksal ve siyasal olarak bu yöntemin takip edilebileceğini ifade ediyoruz.” Başta Hürriyet Gazetesi olmak üzere mevcut anayasa yandaşları üzerinde şok etkisi yaratan bu sözler, Can’ı bir anda hedef tahtası haline getirdi. Ülkemin ileri gelen hukukçularından tutun da yazarlarına kadar herkes hukuksuz bir eylem olduğundan dem vurur oldu. 367 krizini görmemiş, hukukun saygın olduğu bir ülke olarak bu açıklamaya elbette karşı çıkılacaktı… HSYK üyesi bir hanımefendinin NTV’de yaptığı konuşma durumu özetler nitelikteydi aslında. Saygıdeğer hukukçumuz Can’ın açıklamalarından üzüntü duyduğunu, yargının siyasete alet edildiğini savunurken, nasıl olduysa konuyu İlhan CİHANER’in davasına getirdi ve tüm kurtlarını döktü. İşin ilginç tarafı ise Osman Can’a istifa baskısı. Taraf gazetesine konuştuğu öne sürülen bir yargı mensubu “Osman Can’ın görevden alınması için adli tatil başlangıcına dek süre biçilmiş. Duyumlarımıza göre, Yüksek Mahkeme üzerinde bu yönde yoğun bir baskı var. Özellikle Can hakkındaki hasmane açıklamaları medyaya da yansıyan Osman Paksüt’ün, Fulya Kantarcıoğlu’nun (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) ve bazı diğer üyelerin, Kılıç’a baskı yaptıklarını biliyoruz. Medyada yer alan uyarı metninin arkasında Haşim Kılıç’ın olduğu konuşuluyor” dedi. Ne kadar doğrudur bilinmez ama yargı içinde bu tarz insanları barındırmaz. Ferhat SARIKAYA, Osman ŞANAL örneklerinde olduğu gibi…
Favori olarak isaretleyin
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gonder
Okuma: 151 Yorumlar (1)İfade-i Meramda bulunabilmek Meramın kendisinden önemlidir...
Düşünce ve eylemlerin ortaya konuş şeklinin doğuracağı sonuçlar için geçmişe bakıp yeni bir strateji belirlemek akıllıca olandır. Aşikar olan meselenin çözümünde sıradan bir vatandaşın hukuk bilgisi ile görevi başında olmayan bir Osman Canın hukuk bilgisi eşdeğerdir...
Yorum yaz
|
|||
| Salı, 22 Haziran 2010 01:16 tarihinde güncellendi |














