| Bir Sayfa Okuyorum |
|
|
|
| Yazar Tahsin Atak | |||
| Pazartesi, 08 Şubat 2010 15:35 | |||
|
Ocak ayının son günleri. Dondurucu bir soğuk var . İstanbul bambaşka bir dünya. Tarihi güzellikleri,kültürel yapısı, olabildiğince farklı renkleriyle her dakika değişen fotoğraf karelerini yakalayabilmek kolay ve mümkün. İster bir öğle vakti Fatih camiinin avlusunda ezan’ı Muhammedi’yi dinlerken bin dört yüz sene öncesiyle buluşup kucaklaşmanın hazzını yaşayın; ister Eyüp sultanda mana derinliğinin sessizliğinde kendinize gelmeye, ruh dünyanızda esen serinliği inceden inceye hissetmeye çalışın, isterseniz Beyazıt camiinin kubbe pervazlarında birbirlerinin kanatlarının altına girerek ısınmaya çalışan güvercinlere bu gün akşam yemeği için hazırlanan bulgurdan ayırdığınız bir iki avuç bulguru paylaşarak onların kursak tokluğuna şahit olmaya çalışın, İstanbul gerçekten bir başka dünya. Bazen öyle bir sessizliği yakalarsınız ki ; Ne surlarda açılan bir gedikten İstanbula girenleri, Ne yedi kule zindanlarından gelen çığlığı, ne Topkapı sarayındaki sefer hazırlıklarının gizli ve sırlarla dolu heyecanı sizi daldığınız mana yüklü sorgu dünyanızdan ayırmaya yetmez. Bu sabah kar yağıyor. İstanbul yine bir başka güzel . Edirne kapı surlarının koruma sınırları içinde olan Derviş Ali mahallesindeki evimin penceresinden sokağı seyrediyorum. Her zaman olduğu gibi bu günde, her düşen kar tanesiyle birlikte üşüyorum. Gözlerimin önünden adeta bir şerit gibi fotoğraf kareleri geçiyor . Haiti de enkaz altından çıkarılan binlerce insan. Sağ kalanların umutsuz ve acı dolu bakışları. Bir duvar dibinde ellerini oğuşturan ,yetimmi, öksüzmü olduğunu bilemiyecek kadar küçücük bir evlad.Umutsuz bakışlarla kırık bir pencere aralığından gelecekleri gözleyenler,fakir, yokluk ve yoksulluk içinde olanlar …. Kar taneleri düşmeye devam ediyor. Nazlı bir gelinin duvağından düşen parçalar gibi birbiri arkasına yerlere iniyor. Her biri içinde binlerce sır taşıyarak bazen yan yana, bazen alt alta, üst üste yerlere düşüp kim bilir kaç ilmikten oluşan beyaz ve tek bir nakışla ilahi kudretin sonsuz yüceliğini gözlerimizin önüne ,ayaklarımızın altına seriveriyor. Her kar mevsiminde çözemediğim soruların ince mesuliyetini, ağırlığını, omuzlarımda hissederek evimin balkonundaki küçük kamelya gülünü seyretmeğe dalıyorum. Dallarında beşer onar irili ufaklı tomurcuklar var. Her biri bir başka güzel. İkiz olanları, üçüz’e benzeyenleri yok gibi.Yan daldaki biri var ki kaşla göz arasında açıverdi bu sabah. Dışarıda kar yağıyor. Bembeyaz taneler birer birer balkon camına vurarak düşerken yerlere, bir kısmıda takılıp kalıyorlar pencere kenarlarında. Bu sabahta bir sayfa okuyorum kainat kitabından. Hiç biri sırasını şaşırmadan, birbirine karışmadın ilahi kudretin iradesine uygun bilemediğimiz motifleri yine sırlar aleminin motifleriyle ayaklarımızın altına sererken; Kamelya gülünün diğer tomurcukları açmak için sırasını bekliyor. Okumaya çalıştığım fakat , bir ömür boyu çözemediğim kitabın bu günkü sayfasını çevirmek üzere iken; eşim mutfaktan sesleniyor: -Kahvaltı hazır Tahsin hoca….. Üç beş milimlik cam’ın dış tarafında kar yağdıran Rabbim , bu tarafta güller açtırıyor. Bu sabah okumaya çalıştığım sayfayı kapattım sanıyorum.. -Tamam geliyorum. Sofrada çeşit çeşit nimetler. Çay demliğinden çıkan buhar gözlüğümün camlarını buğulandırıyor. Boğazımda düğümlenen lokmaları yutmakta zorlanıyorum. Camdan dışarı bakıyorum. Kar yağmaya devam ediyor . Manzara çok güzel. Ya sıradaki gül?
Favori olarak isaretleyin
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gonder
Okuma: 285 Yorumlar (1)Yorum yaz
|












