| Antichrist (Deccal) |
|
|
|
| Yazar Mustafa Muhalif | |||
| Çarşamba, 30 Aralık 2009 22:38 | |||
|
Kendini gerçekleştiren kehanetlere bayılırım.Olmaması gereken ama bağıra bağıra gelen kadere yani. 2009 Cannes Film festivalinde de en iyi kadın oyuncu ödülünü almış olan Lars Von Trier’in son filmi Antichrist’te (İslam jargonununa göre Deccal ) işlenen konuda tamda buydu işte. Lars Von Trier’in filmini ünlü Rus yönetmen Tarkovsk’y adamış olması, filmi izlemek için ve izledikten sonra hakkında yazı yazmak için gerekli sebebi oluşturuyordu. İzledikten sonra vardığım ilk kanı bu filmi izlememeniz ama konusuna vakıf olmanızdır. Öncelikle hayatımda izlediğim en etkileyici – en kült – başlangıç sahnesini anlatarak başlamak istiyorum yazıya; *** Başlangıç sahnesi; Film; doktora yapmakta olan kadın ile psikolog olan kocasının ateşli sevişme sahneleri ile başlıyor. Arkadan gelen klasik müzik sesi ile camdan görünen karın yağması ise sahneye adeta boyut değiştittiriyor.Bu sevişme sahnesi – bu yönetmene göre ilk günahı temsil ediyor –devam ederken, arka odadaki beşikte küçük oğulları Nick oyuncak ayısıyla oynamaktadır. Nick bir şekilde beşikten iner içeride odadaki anne ve babasının yediği naneye kapı arasından bir kaç saniye bakar. – Adamın ilişki anında arkası kapıya dönüktür bu nedenle adamın çocuğun beşikten indiğinin farkında olmadığına emin olabiliyoruz. Fakat kadının yüzü kapıya dönük olduğundan çocuğu görüp görmediğinden emin olamayız. – Daha sonra çocuk bir sandalye alıp pencereye çıkar.Pencerenin yanında olan 3 tane bibloyu(küçük heykelcik) devirir. – Daha sonra bu 3 biblonun da filmde başka bir anlama geldiğini anlıyoruz. – Pencereyi açıp aşağıya atlar ve hayatını haybeder. Yas; Çocuklarının ölümü sonrasında, gayet duygusal ve sorumluluk sahibi biri gibi davranan anne gibi davranan kadın – ki yönetmene göre sözde ahlakı yada sözde akıldışılığı temsil ediyor –depresyona giriyor ve beklendiği üzere önceleri “çocuğunun son günlerde beşikten kendi kendine inebildiğini ve ona yeterince dikkat etmediği” gibi argümanlarla suçu kendine atıyor. Sonraki günlerde “bize yeterince ilgi göstermedin ve bizi ihmal ettin” gibi suçlamalarla kocasına yükleniyor. Suçluyu arama ve çok çabuk fikir değiştirme içerisinde olan bir kadın, anlayacağınız tam bir majör depresif hal . – Hayatımda gördüğüm en iyi depresif rolünü oynayan kadın oyuncu aldığı ödülünü haketmiş olduğu daha yas döneminde belli oluyor.– Psikolog olan koca – yönetmene göre akılı temsil ediyor – ise daha rasyonel düşünüyor ve kendini çabuk toparlıyor. Karısına ise mesleğinede kullanarak psikolojik destek verme yoluna gidiyor. –Gayet rasyonel,pragmatis ve sanki çacuğa karşı sorumsuz bir baba. – Karısının çocuklarının ölümünden kendisini neden bu kadar şuçlamasına anlam veremeyen kocası, kadının korkularının üzerine gitmeye karar verir ve beraber insalardan uzak bir ormanda – yönetmene göre şeytanın mabedi olan doğayı temsil ediyor – yaşamaya başlarlar. Film sonunda ise aslında kadının sevişme anında çocuğu pencere kenarında gördüğünü ve fakat olayın hazzından kopmayıp çocuğa müdahale edemediğini anlıyoruz . – Yazının başında bahsettiğin kendini gerçekleştiren kehanet bu.Olmamasını istediğiniz halde filmin başından beri beyninizin en uç...en gizli... en mahrem yerinde olan şey. Kehanetin hakikatle buluşması yani. – *** Kim ne derse desin Antichrist sinema tarihindeki yerini aldı. Başlangıç sahnesiyle, diliyle, tekniğiyle, ve senaryosuyla; Çocuğun ölümüne yada intiharına –o yaşta bir çocuk intihar eder mi. Oda aslında filmdeki gizli sırlardan– kadar olan bölüme başlangıç sahnesi dersek, önce bu sahneyi yorumlayarak başlayalım ise; Şimdi efendim bu tip filmlerin aslında zihin altından başka bir film daha anlatırlar.Bu tip filmler diyorum çünkü yönetmen Lars Von Trier’in filmi ünlü Rus yönetmen Tarkovski’ye adadığına filmin sonunda akan jenerikten anlıyoruz. Tarkovsky’e adanan bir filminde görünenin arkasından – zahirden – bir şey anlatmaması mümkün mü? Tabiki hayır. Başlangıç sahnesinde, görünürde anlatılan; Sevişmeleri esnasında yaptıklağı ihmalin, çocuklarının ölümü sonuçlanan bir çiftin yaşadıkları, yani tam bir tragedya. Başlangıç sahnesinin zahirinde anlatılan ise; Hz Adem ile Hz Havva’nın şeytanın kandırmalarına uyup yasak meyvayı yiyip, cennetten dünyaya kovulmalarıdır. Buradaki baba Hz Adem’i, anne Hz Havva’yı, çocuğun pencereden yere düşmesi cenneten dünyaya düşen bizi, anne ile babanın çocuklarının ölümü sırasında sevişmeleri ise Hz Adem’le ile Hz Havva’nın cennten kovulmasına neden olan yasak meyva yemesini temsil etmektedir.İşte Tatkovsky filmlerinin neredeyse tümünde olan simgelerle anlatılan, zihin altında çevrilen 2. Filmi çözme mutluluğu. Entellektüel hazda bu olsa gerek. Siz zahirde analatılan nasıl anladınız bilemem ama bence anlatılmak istenen tam da buydu *** Filmin en temel önermesi ise; Şeytan – filme göre doğa – ile Tanrı savaşının kadının cinselliği üzerinden işlenmesinden başka bir şey değil elbette. Bu önermeyi filmdeki dialogların birinde geçen “Doğa şeytanın mabedi, Kadın ise şeytanın bedenidir” aforizmasıyla da anlayabiliyoruz. Yazının başında bahsettiğim filmi izlememenizi tavsiye etmemin nedeni, erotizmi dahi aşan pornografi sahneleri.Belkide filmin tek eksi alan tarafı da bu. Ama bir anti feminist ve hatta neredeyse kadın düşmanı olan ve bunuda filmin alt metninde aşılayan –insanoğlunun cennetten kovulma sebebini kadına yüklemesi- yönetmen Lars Von Trier, bu aşılama için kadının cinselliğini kullanması hiç de şaşırtıcı olmadı. Filmin yönetmeni Lars Von Trier ile filmi adadığı dahi yönetmen Tarkovsky arasındaki farklara gelince; Tarkosvsky; Sessizdir. Tanrıyla bir kavga içerisindedir. Ve fakat tüm sanatçılar gibi bir derdi vardır. Bu dertten kaynaklanan acısının ise izleyen tarafından anlaşılmasını ister. Lars Von Trier; Gayet gürültülüdür. Tanrı ile kavgayı bırakmış gibidir. Çünkü sorumluyu kafasında bulmuştur. Rahatlamıştır. Kavgadan geriye bünyede olan sinirli, asabi hal kendinde mevcuttur. Tarkovsk’nin aksine seyirciye acısını göstermeyi ve hatta yaşatmayı sever. Filminden sonra bir kaç gün etkisinde kalıp yazı yazmayı hissetmemde bundan olsa gerek. NOT: Filmi neden anlattın diye kızmayın. Çünkü bu çok sert hatta pornografik sanat filminin Türkiye’de vizyona girmesi zor. İzlemenizi de tavsiye etmem. Ama filmin anlattığı konudan da bihaber olmamanızı da istemem. Görüş,öneri,dilek,şikayetleriniz için Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favori olarak isaretleyin
Favorilerinize ekleyin
Bunu e-posta ile gonder
Okuma: 541 Yorumlar (2)Yorum yaz
|
|||
| Çarşamba, 30 Aralık 2009 23:01 tarihinde güncellendi |













